Türkiye, Yeni Yıl Güvenlik Kampanyası Öncesi 30’dan Fazla Uyguru Gözaltına Aldı
Amina Sedef, 29 Aralık 2025
25 Aralık’ta bazı sosyal medya platformlarında ve Uygur WhatsApp gruplarında, Türkiye’de bulunan bazı Uygurların polis tarafından gözaltına alındığına dair bilgiler dolaşıma girdi. Bu bilgileri paylaşanlar arasında gözaltına alınanların aile üyeleri olduğu gibi, Uygurların durumunu yakından takip eden çeşitli ülkelerdeki Uygur aktivistleri ve bireyler de vardı. Bunlar arasında Norveç’te yaşayan aktivist Abduweli Ayup, X hesabında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul’da 31 Uygur hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alındı. Avukatlar, 24 Aralık gecesi ile 25 Aralık sabahı arasında İstanbul’un çeşitli ilçelerinde, terörle mücadele polis birimleri tarafından 31 Uygurun gözaltına alındığını söyledi. Kimlikleri doğrulanan gözaltılardan ikisi Abdumalik Mijit ve Qudret Gulja’dır.”
25 Aralık’ta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu tarafından yapılan resmi açıklamada, Başsavcılığın Terör Suçları Soruşturma Bürosu talimatları doğrultusunda İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün bir soruşturma yürüttüğü ve yeni yıl öncesinde IŞİD (DEAŞ) militanlarının gayrimüslim kişilere yönelik saldırı çağrıları ve planları bulunduğuna dair istihbarat elde edildiği bildirildi. Bu kapsamda, 137 şüpheli hakkında çıkarılan yakalama kararlarına istinaden 124 adrese eş zamanlı gözaltı, yakalama, arama ve el koyma operasyonları düzenlendiği belirtildi. Açıklamada, 115 şüphelinin gözaltına alındığı, firari durumdaki diğer şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Açıklamanın detayları aşağıdaki görselde yer almaktadır.
“Yaklaşan Noel ve Yeni Yıl etkinlikleri kapsamında, IŞİD Silahlı Terör Örgütü’nün ülkemizi hedef alan, özellikle gayrimüslim şahıslara yönelik eylem çağrıları ve saldırı planları yaptığı yönünde bilgiler elde edilmiştir. Şüphelilerin, terör örgütü faaliyetleri kapsamında çatışma bölgeleriyle bağlantılı oldukları ve bazılarının ulusal ve uluslararası düzeyde terör suçlarından aranma kayıtlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda, İstanbul genelinde 124 farklı adreste, 137 şüpheliye yönelik eş zamanlı yakalama, gözaltı, arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiştir. Operasyonlar sonucunda tabancalar, fişekler ve çok sayıda örgütsel doküman ele geçirilmiştir.
115 şüpheli yakalanmış olup, yakalanamayan şüphelilere yönelik çalışmalar devam etmektedir.”
Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen ve eşi gözaltına alınan bir kadın, Uyghur Post’a şunları söyledi: “2013 yılında Türkiye’ye geldik ve İstanbul’un Sefaköy semtinde yaşıyoruz. Eşim bir konfeksiyon atölyesinde çalışıyordu. 24 Aralık gecesi saat 01.00 civarında silahlı polisler evimize baskın yaptı ve eşimi alıp götürdü. Hâlâ hiçbir bilgi yok. Üç çocuğumuz var; en büyüğü dokuz, en küçüğü üç yaşında. Polis eve baskın yaptığında çocuklarım çok korktu. O günden beri ateşleniyorlar, düzgün uyuyamıyorlar ve okula da gidemiyorlar. Eşimden haber alamıyorum, çocuklarımı doktora da götüremiyorum. Ne yapacağımı bilemeden burada oturuyorum.”
Eşi gözaltına alınan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir başka kadın ise şöyle konuştu: “2014 yılında Türkiye’ye geldik ve 11 yıldır burada yaşıyoruz. İstanbul Sefaköy’de oturuyoruz ve altı çocuğumuz var. Eşim ticaretle uğraşıyor ve hiçbir zaman suç işlemedi. 25 Aralık gecesi saat 02.00 sularında silahlı polisler evimize baskın yaptı ve eşimi götürdü. Çocuklar çok korktu.”
Türkiye’de Uygurları hedef alan bu tür uygulamalar geçmişte de defalarca yaşandı. Gözaltına alınanlar genellikle bir süre sonra serbest bırakılıyor; ancak bazıların geçici ikamet izinleri iptal ediliyor, bazılarına ise G87 kodu veriliyor ve bu kişiler haftalık ya da aylık olarak göç idaresine gidip imza vermek zorunda kalıyor. Bu durum, normal çalışma ve günlük yaşamlarında ciddi zorluklara yol açıyor. Ayrıca G87 kodu verilen ya da daha önce bir süre gözaltında kalan kişiler Türk vatandaşlığına da başvuramıyor.
Bu durumu daha iyi anlamak için Uyghur Post muhabiri, İstanbul’da görev yapan avukat Cevlan Şir ile görüştü. Şir şunları anlattı: “2016 yılbaşı gecesi İstanbul’daki Reina gece kulübüne yapılan terör saldırısından sonra, Türkiye’de her yıl yeni yıl öncesinde geniş çaplı güvenlik operasyonları yapılıyor. Bu operasyonların ana hedefi, büyük bölümü göçmen olan IŞİD terör örgütü üyeleri; bunların arasında Uygurlar da bulunuyor. Son günlerde bu operasyon kapsamında gözaltına alınanların hukuki süreçleriyle yakından ilgileniyorum. Polislerden ve diğer avukatlardan edindiğim bilgilere göre, 24 ve 25 Aralık’ta aralarında 30–35 Uygurun da bulunduğu 150’den fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların küçük bir kısmının IŞİD’le bağlantısı olabilir; ancak çoğunun bu örgütle hiçbir ilgisi yok, hatta karşılar ve nefret ediyorlar. Peki neden gözaltına alınıyorlar? Bunun birkaç nedeni var.
“Birincisi, sosyal medyada dikkatsizlik: bazı kişiler, Facebook gibi platformlarda IŞİD propagandası yapan kişileri farkında olmadan arkadaş olarak ekliyor, paylaşımlarını beğeniyor ya da paylaşıyor veya onların kurduğu WhatsApp gruplarına katılıyor. İkincisi, IŞİD destekçileriyle mali ilişkiler: bu, gözaltına alınanların önemli bir bölümünü oluşturuyor. Uygurlar arasında döviz bozdurma amacıyla kullanılan çeşitli WhatsApp grupları var. Kolaylık olsun diye insanlar bankalar veya resmi döviz büroları yerine kendi aralarında dolar, avro ya da Türk lirası değiş tokuşu yapabiliyor veya bu gruplar üzerinden alışveriş yapabiliyor. Bu durumlarda, kişiler farkında olmadan IŞİD üyeleriyle ya da yetkililerce şüpheli görülen kişilerle bağlantılı hesaplara para gönderip alabiliyor ve bu nedenle şüpheli konumuna düşebiliyor. Üçüncüsü, ikinci el cep telefonu kullanımı: daha önce terör şüphelileri tarafından kullanılan telefonlar yeterince temizlenmemişse, içlerinde kalan veri, video ya da görüntüler polis incelemesinde ortaya çıkabiliyor. Dördüncüsü, adres kaydı yaptırmamak: birçok Uygur kirada oturuyor ve sık sık taşınıyor. Adreslerini güncellemezlerse uyumsuzluklar ortaya çıkıyor ya da bir evin önceki sakinleri şüpheliyse, mevcut sakinler operasyon sırasında gözaltına alınabiliyor. Beşincisi, Çin adına casusluk yapan kişiler de gözaltına alınabiliyor; bu tür durumlarda yetkililer genellikle casusluk suçlamasını açıkça duyurmak yerine terör suçları kapsamında işlem yapıyor. Altıncısı, daha önce şartlı serbest bırakılan kişiler, düzenli imza verme ya da yeni bir bölgeye veya şehre taşındıklarında bildirimde bulunma gibi yükümlülüklere uymazlarsa yeniden gözaltına alınabiliyor.”
Ayrıca bu gözaltıların Uygur diasporası, aileler ve Türkiye’deki Uygurların psikolojisi üzerindeki etkisini Abduweli Ayup’a sorduk. Ayup şunları söyledi: “Yeni yıl öncesinde Türk terörle mücadele güçleri tarafından gece yarısı yapılan baskınlarla Uygurların gözaltına alınması, onların güvenlik duygusunu ve yeni yılı huzur içinde karşılama imkanını ciddi biçimde zedeliyor. Herkes gibi Uygurlar da yeni yılın yeni başlangıçlar, iyi talih ve güvenlik getirmesini ister. Türkiye’deki Uygurlar zaten Çin–Türkiye ilişkileri, Türkiye’de Çin yanlısı kuruluşların artan etkisi ve Çin büyükelçiliğinin buradaki Uygurları tehdit etme kapasitesinin yükselmesi nedeniyle kendilerini güvensiz hissediyor. Şimdi ise, Çin’de ‘terörle mücadele’ bahanesiyle etnik baskı ve keyfi hapis yaşamış, bunu geride bırakıp ikinci vatanları olarak gördükleri Türkiye’ye sığınmış Uygurların, Doğu Türkistan’daki gece baskınlarını hatırlatan bir şekilde Türkiye’de gözaltına alındığını görmek, Uygurların Türkiye’ye duyduğu sevgiyi derinden sarsıyor ve büyük bir acıya yol açıyor. Uygur atasözünde denir ki: ‘Yabancının zararı bedene, akrabanın zararı ruha dokunur.’ Bu muamele Türkiye’de yaşandığında çok daha acı verici oluyor.
“Tutuklama ya da arama kararı olmaksızın, ailelerin gözü önünde evlere silahlı baskınlar düzenlenmesini ve gözaltıları şiddetle kınıyorum. Gözaltına alınanlar arasında, örgüt başkanı Jür’et Gulja da dahil olmak üzere, Türk vatandaşlığı almış en az dört kişi tanıdığım var. Delil ve karar olmaksızın bu kişilerin şüpheli gibi gözaltına alınması, Türkiye’nin hukuk devleti imajına zarar veriyor. Ayrıca Türkiye’deki Uygurlar zaten ağır bir ekonomik baskı altında. Şüpheye dayalı gözaltılar; avukat masrafları, iş kaybı ve geride kalan ailelerin yaşadığı zorluklar gibi ek yükler getiriyor. Zaten ayakta kalmaya çalışan insanlar için bu, yıkıcı bir darbe.”
Abduweli Ayup, Türk yetkililerin Uygurları gözaltına almasına ilişkin olarak Cevlan Şir’in açıklamasına da katılmadığını ifade etti. 2016 yılbaşı gecesi Reina saldırısından bu yana Türk güvenlik güçlerinin her yıl yeni yıl öncesinde geniş çaplı operasyonlar yürüttüğünü, bu operasyonların sıklıkla Orta Asya kökenli kişileri hedef aldığını vurguladı. Uygurların Orta Asya halklarıyla dilsel, kültürel ve fiziksel benzerlikler taşıması nedeniyle bu dönemde gözaltılara karşı özellikle savunmasız hale geldiklerini belirtti.
Avukat Cevlan Şir ise, Türkiye’deki Uygurların son derece dikkatli olmaları, sosyal ve ekonomik ilişkilerde yasalara sıkı sıkıya uymaları, dikkatsizlikten kaçınmaları ve kendilerinin ya da ailelerinin bu tür şüphelere karışmaması için gerekli önlemleri almaları gerektiğini vurguladı.
Bu haber ilk olarak Uyghur Post’ta yayımlanmış, daha sonra İngilizceye çevrilerek Uyghur Times’ta yayımlanmıştır.
Amine Sedef, Türkiye’nin İstanbul kentinde görev yapan Uyghur Post muhabiridir. Diaspora, Uygur kadınları ve kültürel konular üzerine yazmaktadır. 2020–2022 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Kadın Çalışmaları alanında yüksek lisans yapmıştır. “Sessizliğin Hikâyesi”, “Leyla’nın Üç Şiiri” ve “Çimanquş (Çiçek-Kuş)” adlı üç şiir kitabı yayımlanmıştır. Ayrıca Azerbaycanlı yazar Eloja Atalı’nın çocuk kitabı “Anka Kuşu” (Ənqa Quşu)’nu Türkçeye çevirmiş ve eser Türkiye’de yayımlanmıştır.